Dubai Haberleri 27 Eylül 2026
Körfez-Türkiye

SETA'dan Mekke Ortak Savunma Anlaşması analizi: kolektif caydırıcılık ve orta güç işbirliği

SETA’dan Murat Yeşiltaş, Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan üçlüsünün Mekke Anlaşması’nı, saldırı halinde ortak karşılık öngören kolektif caydırıcılık çerçevesi ve orta güçlerin stratejik çeşitlenme arayışı olarak değerlendirdi.

SETA'dan Mekke Ortak Savunma Anlaşması analizi: kolektif caydırıcılık ve orta güç işbirliği

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, kolektif caydırıcılık çerçevesi getiriyor. SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörü Murat Yeşiltaş, anlaşma metninin bir tarafa yönelik silahlı saldırıyı üç ülkeye yapılmış saydığını ve üçlünün birlikte hareket etmesindeki temel amacın “stratejik seçenekleri çoğaltmak, kırılganlıkları azaltmak ve dış politika alanını genişletmek” olduğunu belirtti.

Yeşiltaş, anlaşmayı yalnızca üç ülke arasında gelişen askeri işbirliğinin bir adımı olarak görmenin eksik kalacağını ifade etti. Analize göre uluslararası sistemde belirsizlik derinleşirken, özellikle ABD’nin güvenlik taahhütlerinin daha seçici hale gelmesi bölge ülkelerini güvenliklerini daha fazla üstlenmeye itiyor; bu çerçevede mevcut ittifakları korurken alternatif güvenlik kanalları ve ortaklıklar çeşitleniyor.

Bölgesel çatışmaların iç içe geçmesi anlaşmanın diğer itici gücü olarak öne çıkıyor. Gazze’de başlayan savaşın Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, İran ve Körfez’in güvenliğini kapsayan daha geniş bir alana yayılması; füze ve İHA saldırılarındaki artış; enerji tesislerinin hedef olması ve deniz ticaret yollarına yönelik tehditler, güvenliğin ulusal sınırlar içinde ele alınamayacağını gösteriyor.

Güç kullanımındaki kısıtların azalması da riskleri artırıyor. İsrail-İran geriliminin iki ülke rekabetini aşarak bölge devletlerinin güvenliğini doğrudan etkileyen bir boyut kazanması, devlet dışı silahlı aktörlerin çatışmalara dâhil olması ve operasyonların coğrafi olarak genişlemesi, her krizin hızla sınır aşan bir savaşa dönüşme ihtimalini yükseltiyor. Yeşiltaş, bu nedenle anlaşmayı İran, İsrail ya da başka bir ülkeye karşı kurulan bir blok olarak tanımlamanın doğru olmadığını, daha geniş bir güvenlik kaygısının belirleyici olduğunu vurguladı.

Savaşın teknolojik dönüşümü ise bir diğer neden. Füze, seyir füzesi ve İHA teknolojilerinin yaygınlaşması kritik altyapıları ve şehirleri daha kırılgan hale getiriyor; bu da katmanlı hava savunması, elektronik harp, kesintisiz lojistik, sürdürülebilir savunma sanayii ve önleyici istihbarat ağlarını zorunlu kılıyor. Orta güçler, askeri, ekonomik, diplomatik ve teknolojik imkânları birleştirerek bölgesel düzeni etkileme kapasitesini artırabiliyor.

Üç ülkenin güç profilleri bu çerçevede birbirini tamamlıyor. Türkiye’nin savunma sanayii ve NATO içindeki konumu, Pakistan’ın geniş ordusu, kurumsal birikimi ve füze/nükleer kapasitesi, Suudi Arabistan’ın ekonomik kaynakları, enerji piyasalarındaki ağırlığı ve stratejik coğrafyası ortak zemini güçlendiriyor. Yeşiltaş, hava ve füze savunması, İHA teknolojileri, elektronik harp, ortak mühimmat üretimi, deniz güvenliği ve kritik altyapı korumasını öncelikli işbirliği alanları arasında saydı.

Siyasi iradenin kurumsal ve operasyonel kapasiteye dönüştürülmesi, anlaşmanın gerçek caydırıcılığını belirleyecek başlık olarak öne çıkıyor. Ortak tehdit değerlendirmesi, savunma bakanları düzeyinde düzenli toplantılar, istihbarat paylaşımı, ortak tatbikatlar ve komuta-kontrol uyumluluğu olmadan siyasi bildirinin güvenlik mekanizmasına dönüşemeyeceği belirtiliyor. Savunma sanayiinde ortak üretim, teknoloji paylaşımı, mühimmat stoklarının güçlendirilmesi ile bakım-onarım altyapısının geliştirilmesi de işbirliğinin sürdürülebilirliğini destekleyecek.

Anlaşma, Türkiye’nin stratejik özerklik arayışının doğal bir uzantısı olarak ele alınıyor. Yeşiltaş, bunun mevcut ittifaklardan kopuş anlamına gelmediğini; NATO üyeliğiyle çelişmeden Körfez, Orta Doğu ve Güney Asya’da stratejik derinliği artırma yaklaşımının tek taraflı bağımlılıkları daha dengeli, yapılandırılmış bir karşılıklı bağımlılık ilişkisine dönüştürmeyi hedeflediğini yazdı.

Olası karşı hamleler bağlamında İsrail cephesinde daha iddialı bir “Sünni ekseni” okumasının güç kazanabileceği değerlendirmesi yapılıyor; Türkiye’nin askeri kapasitesi, Pakistan’ın nükleer gücü ve Suudi Arabistan’ın ekonomik kaynaklarının aynı çerçevede toplanması Tel Aviv’in yakından izlemesi gereken bir gelişme olarak not ediliyor. Ancak Yeşiltaş, asıl motivasyonun bu olmadığını; İran’ın askeri kapasitesi, Husilerin saldırıları, enerji altyapısının kırılganlığı ve Amerikan güvenlik taahhütlerine ilişkin belirsizliklerin Suudi Arabistan’ın güvenlik kaygılarını artırdığını kaydetti.

Kaynaklar

Bu haber, yukarıdaki kaynaklardan derlenerek yapay zekâ destekli olarak Türkçe hazırlanmış ve yayın öncesi otomatik doğruluk kontrollerinden geçirilmiştir. Düzeltme talepleri için iletişim sayfasını kullanabilirsiniz.

İlgili haberler